Katlanabilen Kova
Ocak 23, 2012 Yorum yapın
Evde yer bulmakta en çok zorlandığımız, kovanın artık katlanabiliri var. Hem de rengarenk
Ocak 23, 2012 Yorum yapın
Evde yer bulmakta en çok zorlandığımız, kovanın artık katlanabiliri var. Hem de rengarenk
Ocak 23, 2012 Yorum yapın
http://platform.twitter.com/widgets/hub.1326407570.html
Haftasonu yaşanan elektrik kesintisi, şarjı yettiği sürece birkaç tweete ve iletiye konu olmuş, cep telefonları arasında “sizde de kesik mi?” içeriğinde mesajların gönderilmesine yol açmış; bunca teknoloji içerisinde, teknolojiye ne kadar bağımlı olduğumuzu göstermiştir. 70’li yıllarda planlı kesilen elektrik, aniden kesilince eski günleri yadedenler olmuştur. Ancak 2000 jenerasyonunun elektriksiz 3 saati oldukça zor geçmiştir. Şarjı bitene kadar oyalanacak birşeyler bulduysa da çocuklar, karanlıkta kalmak canlarını sıkmıştır. Marmara bölgesinden sesler “bizde de kesik” şeklinde yükselirken, sanal çiftliklerde ürünler solmuş, sanal karakter aç kalmış ve televizyonun sesi kesilmiş; gün içerisinde farkında olmadan evin/işin her yanından yükselen elektrik sesi yerini sukunete bırakmıştır. devamı için tıklayın.
Ocak 4, 2012 1 Yorum
“Biz aslında neyi kutluyoruz? Geçen sene olanları mı kutluyoruz? Düşünüyorum, düşünüyorum, kutlayacak öyle çok fazla coşkulu şeyler olmadı malesef… Önümüzdeki yılı kutluyorsak? Google’a 2012 yazın görün…” diye girdi Yılmaz Erdoğan yılbaşı muhabbetine… 2011’e veda için miydi yoksa 2012’ye girişimiz için miydi bu sofra? Yılbaşı gecesinin kıymetlileri sofranın başında… Yeni bir yıl ve sırtında bir sürü yükle geldi bu sene Noel Baba… Ne çok hediye dağıtması ve ne çok duygu aşılaması gerek bu yıl insanlara…
Soframızda eksilen yüzleri andık ve yeni yüzleri kutladık bir yanda… Doğanlarla ölenlere aynı zamanda kadeh kaldırıyor olmak ne ironikti… Nasıl girersen öyle geçermiş yıl… Mış gibi yapanları zor bir yıl bekliyor bu durumda…
Hangimiz gece 12.00’yi vurdu diye sevdiklerini öpüyor ki bu gece dışında?
Çerezdeki fiyat artışını hangi gece öncesinde hissediyoruz?
Televizyonlarda eğlence programları ardı arkası kesilmeden hangi gece yayınlanıyor?
Pazartesi okulda “ En geç kim yattı yatağına?” yarışı başka hangi günün ertesinde yaşanıyor?
Bir yanda büyüme telaşı, bir yanda yaşlanma telaşı yok mu? 18 olma, 30 olmama diye.
Gözyaşı saklı sözcükler ve hikayeler yok muydu 2011’de ve olmayacak mı bu yıl?
Sevinç gözyaşları ile içinde çığlık atan çocuğu durdurabilecek misin peki bu sene?
Rüzgarlar süpürecek sarı yapraklar gibi yitirilen duygularını… Belki de yitiklikler sunacak sana ışıldayan gözleri, güneş gibi.
Yine akıp gitmeyecek miyiz değişerek?
Yeni hayaller ve hayalkırıklıkları ile günün rengi değişmeyecek mi?
Yeni sevgiler yeşermeyecek mi?
Ve yalnızlığımızda gözyaşlarımız bulaşmayacak mı yastığımıza?
Başarı, huzur, mutluluk, para, aşk… dilekleri ile dolu e-posta kutumuz. İçlerinden biri eksik olsa, istediğimiz gibi geçmiyor mu olacak 2012?
iPhone’nun bir üst versiyonu çıkmayacak mı?
3D televizyon almak için düşünmeyecek miyiz?
Yeni trendleri takip etmeyecek miyiz?
İnternetten alışveriş yapmaya devam etmeyecek miyiz?
Trafikte sıkışıp kalmayacak mıyız?
Sigarayı bırakmayı denemeyecek miyiz?
Spora başlamak için heveslenmeyecek miyiz?
Mayaların 2012 için söylediklerini kulak ardı edeceğiz. Halbuki inansak ne çok değişirdi herşey hayatımızda diyerek. Değiştirmek ve yaşamak için, birşeylerin sonunun gelmesini beklemeye devam etmeyecek miyiz?
Peki Mayalar doğru tahmin ettiyse, gerçekten 12 ay sonra, herşey sona erecekse, nasıl yaşardınız hayatınızı hiç düşündünüz mü?
(Source)
Aralık 22, 2011 Yorum yapın
Hepimizin hayatının bir dönemi zor sorularla baş etmekle geçmedi mi? Yıllarca sınavlara hazırlandık. Dershane, özel ders, etütler sanki hiç okul yokmuş gibi… “Ödevini yaptın mı evladım?” sorusunu 7 yaşından itibaren düzenli olarak duymaya başladık. Küçükken en zorlandığımız soru ise, “Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?”
Sonra biraz daha büyüyünce “Ne olmak istiyorsun?”, “Türkçeyi mi daha çok seviyorsun, matematiği mi yoksa feni mi?” hayır müziği seviyorum deme cesaretini çok azımız gösterebildi. Daha ne olmak istiyoruz hangisini seviyoruz tam karar vermemiştik ki, zorunlu olarak matematiği sevmemiz gereken bir dönemde okuduk. Çünkü bir matematik neti ile hayatımız değişebilirdi. Okuduğumuz kitaplardan daha kalın test kitapları bitirdik. Bir kısmımız yaprak testleri sevdi. Çizdi işaretledi attı. Bir kısmımız, test kitaplarının üst ve alt kısımlarında kalan boşluklarda hayallerini çizdi. Sınav soruları çalındı. Sınav soruları hemen yazıldı. Tek sınavdı, çift oldu. Çift sınavdı, sonra tek oldu. Zor sorulara cevap verdik, kendimizi üniversitede bulduk. Lakin bilmiyorduk ki, aslında hayatın basit sorularıymış o dönemdekiler… Keza hepimizin içinde, 3 tane daha fizik çözseydim ya da matematikte bir yanlış yapmasaydım gibi küçük hesaplar kaldıysa da, iş işten geçti üniversiteye başladık. Üniversitede ise, ne olmak istiyorsun sorusuna cevap bulmak daha da zorlaşmıştı. Halbuki bir meslek ediniyorduk!? Sorular kolaylaşması gerekirken zorlaşıyordu. Okuduğunuz bölüm, bittiğinde bir titre sahip olamayacağınız gerçeği ile karşılaştınız ve şaşırdınız. Açıklaması zor bölümler seçtiyseniz, büyüklere anlatmakta zorlanırdınız. Çünkü doktor, mühendis, öğretmen olmak ya da avukatlıktı seçenekleriniz. Halbuki siz, endüstriyel tasarım, işletme, çalışma ekonomisi, medya iletişim, matematik okuyordunuz… “Çıkınca ne olacaksın kızım/oğlum?” devamı için tıklayınız.
Kasım 29, 2011 Yorum yapın
Tartışmasız spor yapmayı seven değil, spor izlemeyi seven bir milletiz. Mümkünse izlediğimiz spor 22 adam tarafından oynanan futbol olmalı ve içerek izlemeliyiz. Hepimiz bir köşesinden yorum yapabiliriz. Gol olunca sevinir, kaybedince dünyaya küsebiliriz. Peki eleştirirken bu kadar acımazsız olan bizler, spor yapar mıyız?
Bazısı sporcu doğar, gün aşırı spora gitmeden rahat edemez. Aslında bu bir kırılımdır. 6 ay sürekli spor yapan kişinin hayatında artık “spor” başlığı da oluşmuştur. Lakin, ben sporcu doğmayan ve olmaya çalışanlardan bahsedeceğim. Yaz mevsimi yaklaştığında tüm saklanacaklar ortaya çıkacağından koşarak spor salonuna yazılan ama spor salonunda o kadar koşmayan, iki kişinin “sen kilo mu aldın?” sorusuyla aynada kendini “fil” gibi görmeye başlayan, karşı cinsle tanışan, karşı cinsle nerede tanışsam diye yer arayan ve soluğu sporda alanlardan bahsedeceğim.
Kendimizi kandırmak için ödediğimiz en yüksek bedelleri, maalesef ki spor merkezlerine ödemekteyiz. Hem de, evimizin yanı başında, sokağımızda, işimizin bulunduğu kulede ya da cazibesine kandığımız alışveriş merkezinin içerisinde yer alan spor merkezlerine… devamı için…
Kasım 23, 2011 Yorum yapın
Teknolojinin gelişimi ile iletişim kanallarımız her geçen gün artıyor. Sadece aranmak değil, dürtülmekten, retweet edilemeye; mesajlaşmaktan, sosyal medyada beğenilmeye aslında bir sürü iletişim kanalımız var. İletişim kanallarının çoğalması, iletişimi kolaylaştıracağına, tam tersi bir etki ile iletişimi zorlaştırıyor ve şikayetleri artırıyor.
Günümüzde, işler biraz daha karmaşık. İletişim kurduğumuz kişilerin karmaşık hareketlerinden bir sonuç çıkarmaya çalışıyoruz. Bu konuda bir kaç örnek cümle:
- “Mesajımı gördü/okudu, ama hala cevap yazmadı.”
- “Canımmm nice yaşlara, özledim, görüşelim, öptüm.” – “Şaban bile yeni profil resmimi beğendi, Osman beğenemedi.”
- “Facebook’ta hala ilişkide gözükmüyoruz, çıkmıyor muyuz yani biz?” – “Twitter’da beni neden takip etmiyor bu adam?”
Devamı için tıklayınız.
Son Yorumlar