fiziksel iflasin esigi

Haftalardir erteledigim tum hastaliklar bu haftasonu zirve yapti. Bir hurrem vakasi olarak, zehirlenmisim. 2 gundur kesintilerle uyuyorum. Zorunlu detoks modum pazar gecesi de surmekte. Hala en sevmedigim acil serviste, kontrolun tamamen disimda, zort damari acalim, bir kac tup kan alalim.. Atesi kac.. Caresizlik tam da bu olsa gerek.. Simdi biraz daha uyku gerek..

Sevgililer Gününde Yalnız Olmak…

Yemek yerken kaleme alayım diyince mor kaplı deftere romantik oldu yazı, güncelden kırıntılar kategorisine girdi bir anda.
Sevgililer gününü yalnız geçirecek olanlar daha rahat öneri verip, yazıp çiziyor sanki… Sevgilinin yazılara bir mana yükleme şansı yok. Sevgililer gününe söven çok insan vardır çevrende. “Kapitalizm tuzakları” diye başlayan cümleler uçuşmuştur günlerdir… “İstemiyorum yan cebime koycular” son dakikada olsa, atıverirler o kırmızılığın içine kendilerini… Toplamı çift rakam eden masaları, tek sayıya çevirdiğini anladığın gün sessizleşirsin…
Tek başına olmakla hergün başedebilen sen, sanki bugüne yenilecekmişsin gibi, dostlar arar ” sevgi-li-ler günün kutlu olsun derler, annenin sesi kaygılıdır, “nasılsın oğlum?” bu sorunun derininde ne düşünceler vardır annelere sormak lazım.
Gün içinde ofiste yapılan programların detayları ve heyecanlı sohbetlerden uzak durmak için daha çok çalışırsın. Katılmak durumda kaldığın sohbetlerde garip bir gülümseme olur suratında. Negatiflik değildir, haset de değil; sanki ait olmamak gibi.. herkesin tanımı, kimi günlerde boğazında oluşan o düğümde saklıdır.
Tüm bu olaylar olurken sanki çevrende şöyle bir parça çalıyordur…
Kahverengi kafelerin kırmızılaşan  duvarları ve çift rakamlı masalarından uzak eve atarsın kendini. Yolda duvarlarda asılı programları görmeden, elinde kırmızı gülle gezen çiftlere gözün takılmadan, servise binmeyen veya merkezde inenleri farketmeden, gelen sevgililer günü kampanyalarını okumadan… eve atarsın kendini. Sevgilisiz bir bekar arkadaşını düşünürsün, pes atmak veya maç izlemek için.. Sonra vazgeçer, kendin oynarsın, kendinle yarışırsın… Maç sonucu için elin telefona gider ama vazgeçersin…
Abur cubur stoğunla, salonda yayılmış tam da uyuyarak bugünün bitmesini kutlayacakken, telefonuna bir mesaj gelir; “Evleniyorum” yada ” Beni seviyor” … Sevgililer gününün25 klişesinden biridir… Bir kutlama mesajı atarsın…
Farkında olmadan maziye doğru bir yolculuk içindesindir. Bazen Kızgın, öfkeli ve nefret dolu, bazen sevgi ve minnet… Öyle şıp sevdi olsaymış ya kalbin, sevgilim var diye gezermişsin şimdi, ne güzel…
Bir kere aşık olup, vurgun yemiş yürekler için, kadeh kaldırmanın zamanı gelmiştir. Dolapta tozlanmış bir şişe çıkarırsın, özel günler anısına sakladığın… Üzerinden aylar yıllar geçmiştir halbuki, nereden çıktığını anlamazsın bu hikayenin… Sende ki bu garip ruh halini, evdeki dört ayaklı dostun fark etmiştir bir tek, dokunmaz sana…
Ve sen karşındakine değil, kendine duyduğun öfke için kaldırırsın kadehini. 
Ve kadehine eşlik edecek bir kaç parça çalarsın, unutulmuşsundurdertlenmişsindir ve yalnızsındır …
Sevgililer gününü kutlarsın, yalnızlığında…

İş yaşamında başarısız olmak için…

Geçtiğimiz hafta okuduğum, Donald R. Keough’ın İş Yaşamında başarısızlık için görüşlerinin yer aldığı kitabı bitirdim. Öğütlere deneyim katmak önemli, Coca Cola’nın hikayesini hakkında daha ayrıntılı bilgiye sahip oldum. 

Kitap akıcı ve etkileyici, fakat içerisinden beni etkileyen bir kaç cümleyi sizlerle paylaşmak istedim. ” Hayatta ne yapıyorsanız, mutlaka çevrenize sizinle tartışacak akıllı insanları toplayın.” Sonuçsuz tartışmaların ve toplantıların mağduru olan bir çok kişi için, söylediği bir fikre veya cümleye karşı koyan ama aslında konuya yeni bir bakış açısı katman insanlarla yanyana olmak ne kadar önemli… Bu nokta da Donald danışmanlarla ilgili de uyarılarda bulunmuş. “Ürün ve sunumu birbirinden ayır. Birinin sizi pohpohlasına izin verirseniz, hatırı sayılır bir başarısızlığa uğramanız kesindir. İltifatı bir satış aracı olarak kullanılabilir. “
İnsanların yaratıcılıklarını ve motivasyonunu etkileyen en önemli faktörlerden biri bürokrasi!! Geçmişte sadece kamu kuruluşlarını örnek verdiğimiz bu yavaşlatan ve kurumiçi kaygıları arttıran olgu, artık büyüyen özel sektöründe önemli bir sorunu haline geldi.  Kenough der ki;”Her türlü gerçek ilerlemeyi engellemek isterseniz, idari kaygıların bütün diğer kaygıların önüne geçmesini sağlayın ve bürakrasinizi sevin.”
Kitaba bu linkten ulaşabilirsiniz.

İki adam parmaklıklardan dışarı baktı, biri çamuru gördü, biri yıldızları.

Ve 2011 Başlıyor..

Ve uzun bir tatil zannettiğimiz, yeni yıl kutlamamız sadece bir haftasonu telaşında eridi geçti.. Ama diğer haftasonlarından bir farkla, bize yeni bir yılın gelişinin müjde ve umutlarını getirdi. Pazartesi olup işin başına geçtiğimizde göreceğiz herşeyin kaldığı yerden devam ettiğini. 
Ama yine de bu sene;  içimizde ataletle yapmayı ertelediğimiz güzellikleri yaşamaya bakalım. İncilen kalplerin yarasını biraz inceltelim. Tutamadığımız her söz için kendimize  yada sözünü tutmayanlara kızmayı bırakalım… Yeniliklere açık olup, daha çok gülümseyelim. Çünkü her gün sizin gülümsemenizi hak ediyor. Hak etmek demişken, size hak etmediğiniz şekilde davrananlarla hiç karşılaşmamızı dilerim… 2010′la ilgili tüm kötü anılarınızı silebilecek güzellikler yaşamanızı dilerim…

Yeni yıla 11 gün kala…

Yeni yıla geri sayım başlamışken, hayatınızda heyecanla gelmesini beklediğiniz anların çoğalacağı yeni bir yıl hayali şimdiden sarmış herkesi. Yeni yıl programımızda ne var? Wishlist’inizi yenilediniz mi? Bu sene, yeni yıl heyecanına geçiş yapamadım bir türlü. Her sene, çam ağacını keyifle kuran ben, -plastik ağacın yaprağı olarak etrafa saçılacak küçük tanelerden belki- bilemiyorum, üşeniyorum. Hayatını sevdiklerini mutlu etmeye adamış bir çok insan gibi ve hayatında sevdiklerini kaybetmiş bir çok insan gibi, ikisini aynı anda yaşadığım için belki dengeyi kuramıyorum. Beni bencilleştirmeye çalışan bunca dost varken, yılların birikimi olsa gerek, değişim çabaları da boşa gidiyor. Önümde bu yıla ait kalın bir dosya duruyor ve rafa kalkacakları ayırmam gerekiyor artık. Belirsizliklerimde dosyamda yarım kalmış satırlarım gibi. Hangi ülke, hangi şehir? Her belirsizlik daha çok soru, daha çok sayfa.. Şükranlarım var dosyamda onları temize geçmem gerek belki de, tekrardan hatırlamam. Anılar rafına kaldırılmayı hak eden sayfalar bir de. Temizlik için az zamanım kalmış… Yağmur yağıyor.

Durum Analizi..

Çalışmaktan bloga yazı giremiyor, yerine twitter ile kısalan hayatımı 140 karakterde ifade etme yoluna gidiyorum. Paylaşmak istediğim hikayeler ve bilgiler biriktiriyorum. Kısa kısa biraz limoni şu aralar.. Rapor yazmak ve uyumak arasına sıkışıp kalmış bir hayat yaşıyorum bir kaç gündür.. Geçtiğimiz hafta film izleme rekoru kırdığımı belirtmek isterim bunun yanında.. Sinemaya olan ilgisizliğim sebebiyle, durumumu hiç iyi görmüyorum şu aralar.

Sınırsız İletişim

Teknolojinin hızlı gelişimi geçtiğimiz yıllar içerisinde bir çok farklı iletişim kanalının oluşmasına yol açtı. Cep telefonları ve çağrı cihazları ile başlayan bu iletişim kurma hadisesi, bugün, sms, mms, internet, sosyal mecralar, bbm, ve daha bir çok kanalda devam ediyor. Yüzyüze yapılan görüşmelerden çok telefon üzeri eposta tercih ediliyor. Bu iletişim mesafeleri kısaltırken, iş ve özel hayatın iç içe geçmesi ve her an çalışıyor olma durumunu beraberinde getiriyor. Bir çok kişi çift telefonlu, epostalarını cep telefonundan kontrol edebileceği özelliklere sahip veya 3Gli dizüstüsü hep yanında. İşi bu iletişim ağları çevresinde dönenler bile bile lades demiş olsa da, her sektörde iletişmin şekli değişmiş durumda. Ve bu kaostan kaçma isteğimiz  kimi zaman çok yükselse de, iletişimi tamamen kesilmiş bir hayata sadece belirli bir süre katlanabiliyoruz, onlarsız da olmuyor… Sınırsız iletişimi, sınırlı insanlar için kullanabilmek için yollar arıyoruz… İletişim için tarihe karışmaya aday aksesuarlar çevremizde… telefon defteri, jeton, mektup kağıdı ve zarf, hatıra defteri, fotoğraf albümleri, video kasetler, dahasını siz söyleyin. Teknik bir arızadan ötürü bugün bu satırları okuyacak interneti olmasa kimsenin ve telefon hatları çalışmasa kitlense telefonunuz, kimin telefon numarası hafızanızda? Facebook olmasa bilebilir misiniz doğum günlerini? Gazeteden kupon kestiğimiz günleri mi özledim ne? Sınırsız iletişimden uzaklaşmak için bahane mi yaratıyorum yoksa… Hepinize 3Gli günlerin yanında, kurutulmuş güller dilerim.

Haftasonuna bir kala.

Çözüm üretmekle, üretmekten vazgeçmek arasına sıkışıp kaldığım anlar… Suçlu yok, yanlış var. Yanlışı düzeltmek derdinde değil de kimse, herkes suçluyu arıyor. Suçlu idam edilse, yanlış düzelecekmiş gibi.
Yaşa ve saça bakmıyor anlayış kıtlıkları. Kıtlıkla baş etmeye çalışan sadece anlayışlar olsa keşke..
Umutlar eriyen mumlar gibi, zamanla tükeniyor ve her mum sanki eriyerek umutsuzluğunu etrafa saçıyor…
Haftasonuna bir kala, molaya ihtiyaç hissediyor bedenler. Nöbetler bekliyor halbuki egolu filler sayensinde çimenleri.

‘Sen’den Siz’e geçiş…

Uykusuz gecelerimden biri daha… Hüznüme yenik düştü, yalancı gülüşüm. Duvarlarım öyle yüksek ki, bazen ben bile göremiyorum içimdekilerini. Yanı başımda duruyor gözyaşı koleksiyonum. Gözyaşlarımın içine sakladığım her anı, tekrar tekrar yaşanıyor göz kapaklarımın altında. Gözlerimi kapamaya korktuğum için belki de uyuyamıyorum.
Ne dileyeceğimi şaşırdım hayatımdan. Prenses olduğum tek haneli yaşlarıma geri dönme isteği içindeyim. Bir kişiyle hayatıma giren herkes, şimdi bir kişinin gidişiyle çıkıyor hayatımdan. Hüznüme hüzün katmaktan öteye gidemiyorum her düşümde ve düşüncemde. Hayallerim siliniyor, değişiyor. Yeşermeyi bekliyorum yorgunluklarımda.

Düşünmeye geç başladığım her başlık sorun mu? Güvenilmeyeceğini test edilmiş onaylanmış birine neden sonsuz güvenir insan? Neden görmek istemez, kaçışları? Neden insanların sözlerine kulaklarını tıkar? Hayalindekiyle elindeki farklı olduğunu bile bile nasıl kandırır kendini? Satırlar senden, size nasıl bu kadar çabuk geçer? Ve yenildiğini mi yoksa kazandığımı nasıl anlamaz? Sorularımın büyüttüğü korkularımı yaşarken, ben; göz yaşı nedir bilmeyen ve gözyaşıma inanmayanlar için düşlerimi kaybettim.

Kötülüklerin öğretileriyle gelen minnetler

Hepimizin kelimeler için farklı anlamları var aslında. Anlam ortaklıklarının çoğaldığı yerlerde iletişim, ilişkiye dönüşüyor. Bazı kelimeler ise, toplumda ve dünyada belli alt kelimleri barındırıyor. “Kötü” içinde neler barındırıyor derseniz, hepimizin söyleyebileceği ortak kelimeler var; yalan, riya, hile, aldatma…
İçinizdeki niyettir, sizi iyi veya kötü yapan… Ve sanırım iyi niyetli insanlara kötüyü öğreten de, iyi niyetli görünenler, hayatlarını mış gibi yaşayanlar… İşte bu insanlar hayatımızdan uzak tutmanız gerekenler.
Siz tüm içtenliğinizle, onların hayatında bir değer olduğunuzu zannederken, onlar hayatlarında hiç olduğunuzu size hissettirmeyecektir… Ve bu öyle bir oyundur ki, oyunun içinde sadece iki kişi de yoktur aslında… Dostlar, aileler herkes bir parçasıdır. Karşılıksızlıkları sevmezken, sizin karşılıksız yaptıklarınız şaşırtır onları… Sadece bencilliklerinden kaybetmek istemezler sizi. Ve siz onların hayatında hiçbir değeriniz olmadığını çok geç anlarsınız. Çünkü sahnede hiç bir eksikleri yoktur. Belki de kapalı kapılar ardında, rollerini paylaşırlar. Fotoğraf kareleri oynanan bu oyunun fragmanıdır aslında.
Hissetmedikleri hiçbirşeyi yaşamadıklarını iddaa ederlerken bile, hissettiklerini yapamamış, karşınıza çıkamamışlardır. Hayatlarında hiç olduğunuzu hissettiğiniz insanların sizinle konuşmak istemesi nedendir peki derseniz; vicdanlarını rahatlatıp, iyi niyetli görünen hayatlarına geri dönmektir derim.
Siz, gününüzü onlar için yaşarken, onlar için gün “ben”le başlar ve “ben”le biter. “sen” lerin hataları, sırları, dualarıyla beslenip, sizi suçlayacaklardır, korkmayın. Dualarınıza, yeni satırlar ekleyin.
Hayallerinizi ve duygularınızı yıkarlarken her cümlelerinde, gözyaşlarınız bir hiçtir, çünkü siz de hiçsiniz… İşte bu yüzden grileri sevmemeli yürekler ve bu yüzden kendi için kötü ve kendi için iyiyi bilmeli… Kötü, kötüdür. İyi ise, iyi… Onların hayatınızda durması gereken yerleri bilebilirsiniz…
Gereken her kişi yanınızda olacaktır. Ve gerekmeyenler aramaya bile cesaret edemeyecektir. Eğer kendinizi değersiz hissederseniz, işte o zaman yanılırsınız. Çünkü zaten yalan sevgiler içinde çüreyen kalplerin sesleri, sizi iyi hissettirmeyecektir.
Onlar yeni sizleri aramaya başlamıştır. Siz gittiğiniz için, yollarda gördüğünüz her manzara farklı olacaktır onlar için. Sizi suçlamak için yeni satırlar yazılacaktır. Aldatılan bir kalpten kimse söz etmeyecektir. Siz susarak unutmaya çalışırken, onlar konuşarak akıtacaktır kalplerindeki kirli kanı.
Suçlu yoktur çoğu bitişte, sadece yanlış vardır. Bazı yanlışların geri dönüşü yoktur. Duvardaki çerçevelerin indirilmesiyle yok olmaz yaşanmışlıklar ve yanlışlar…
Yeni bir sahne kuruldu şimdi, iyi niyetli gözüküp kötü niyetli olanlar için. Kendilerini iyi hissettirecek heyet toplanıp yeni bir oyun hazırlıyor vizyon için.
Ve onlar hiç bir zaman ayırt edemeyecektir; anlatılarak “dile” düşen mi.. anlatılmayıp “yürek” deşen mi daha önemli?
Minnetleriniz büyüyecek, her kötülükle, dualarınız ve düşleriniz değişecek… Ve bu değişim içinde kalbiniz kırılsa da, siz yine gülümseyin hayata iyi niyetlerinizle…

Yaşlarla yaşlanırsın..

Yağmurun kokusu, yağmur tanelerinde ıslanan paltolarda. Yazın geldiğini anlatır dolaba kalkan kışlıklar ve yazlıklarla değişir mevsimler… Yaz gelmedi bu sene, yağmurlar dinmedi bir türlü…Yağmurlarla arttı, yaşlarım… Yağmurda farkedilmez olur mu göz yaşlarım? Yaşlarım arttıkça, yaşlarım artıyor. Belkili cümlelerin içerisine sıkışıp kalmış kelimeler. Kelimeler sessiz. Sessizlikle yaşlarım dökülüyor gözlerimden. Sessiz sessiz, usul usul… Kimse bilmez, görmez bu sessizliği. Üzerine üzerine gelir damlalar, damlalarla üzerine gelen hayat mı? Ve sen tek bir sebep için, gitmeyi göze almışken başlar dolu …  Boş zamanlarda, boşa mı geçiyor hayat?
Sen taşırsın biliyorum. Sen içinde taşırsın, tüm sesleri… Yaşlarla yaşlanırsın…

Lugat-ı ışık…

Güneş bulutların arkasından varlığını hissettiriyor. Yakan, bu güneş mi yoksa bulutlar mı bu yakıcılığın sebebi karar veremiyor insan? Damla damla anlınızdan akıp gözyaşınızla birleşen ve çağlayan bu akıntı neyin sebebi?
Yeşille mavinin birleştiği çizgiler, duvarlarınızla bölünmüş. Duvarlarınız her geçen gün yükselmiş… Yükselen duvarların ardından görünmez olmuş kalbiniz, kırgınlıklarınız, yaralarınız… Gözyaşlarınızla dolsa da, duvarlarınızın içi, siz duvarların ardında saklanmışsınız…  Behçet Necatigil satırlarına sıkışmış sevgileri,yarınlara bırakmışsınız çekingen, tutuk, saygılı ve bütün yakınlarınız sizi yanlış tanımış…  
Ne çok kelimenin anlamı farklıymış lugatlarımızda! Aynı dili konuştuğumuzu sanarken yanılmışız. Değerlerimiz ve deneyimlerimizle şekillenen her anlam, derinleşmiş, gözyaşlarımıza yer açmış. 

“Öğrendiğim ne varsa bu hayatta yenilgilerimin sebebi de bu öğrendiklerim oldu.” diyor Mehmet Aslantuğ, Aşkın ikinci yarısında. Öğretileri olmasa hayatın ve kelimelerimiz gülümsemelerde ve bakışların içinde aynı kalsa daha kolay olmaz mıydı söylemek?

Duvarlar yükseldikçe ışıksız kalıyor kalpler, kelimeler yeni anlamlar kazanıyor. Her kelime kalbinizde yarayan bir yara… Bırakın ufuk çizgisini, yeşille mavinin keşistiği çizgilerden bile uzakta kaldınız. En yüksek duvarlar kazanacaktı bu yarışı ve yükselen duvarlarınızla sizde yarıştaydınız… Tek farkında olmadığınız yüksek duvarların arasında ışıksız kaldınız…
 Ve şair der ki,
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı…

Daha’lara Güneş Doğdu…

Güneş her yeni gün seni şaşırtmak için tüm ihtişamı ile yine sahnede. Beklediğin sürprizler yine sana düşmedi. Ateşin üzerinden atlarken aklından geçenler ve taşların üzerine kazıdıklarınla bir yaş daha eklenecek belki hanene. Saçındaki beyaz teller artacak beklerken çizdiklerini. Sen tam herşeyi yoluna koymuşken, aslında hiçbirşeyin yolunda olmadığını göreceksin. Bitmeyen bir puzzle gibi hayat, sen birleştirdiğin küçük parçalara sevinirken, şöyle bir durup uzaktan baktığında eksik parçaları göreceksin. Bardağın dolu tarafını görmek için gözlerini tekrar sımsıkı kapatıp açacaksın,doluları görüp gülümsediğin anda, hayatına bakan bir dost gösterecek eksik parçaları…  Bardağın dolu tarafını görmek için gözlerini tekrar sımsıkı kapatıp açacaksın, ama soruyu çözemeyeceksin. Çevrende senin problem çözme yeteneklerini arttırmaya çalışmak için gönderilen insanlar olacak. Gitgide karmaşıklaşan problemler içinde bulacaksın kendini ve farkında olmadan geliştireceksin bu yeteneğini. Erteyeleceksin hayatı, bir sonraki günün doğuşuna bıraktığın her an için, biraz daha ümitsiz kapatacaksın gözlerini. Değer verdiklerinle mutlu olurken, senin mutsuzluğunu kimse farketmeyecek bile. Değer verdiklerin için erteleyeceksin belki, gitmeyi, almayı, gülmeyi, konuşmayı… Duvarlarının içini göremeyen her gözbebeği, ayrıntısızlıklardan kıracak seni. Ve sen orta düzey bir yönetici gibi hep kendi kendi motive edeceksin.Çünkü motive etmen gerekenler olacak. Gün sahneyi güneşle aydınlatırken, martıların seslerini duyacaksın. Issızlıkların içinde yönünü keşfedemediğin topuk sesleriyle melodi olacak yaprakların hışırtısına karışan martı sesleri… Ve sen “daha” ları yaşayacağın o günün bugün olması umuduyla uyanacaksın, tıpki 6 milyar insan gibi… Evren siparişlerini geciktirdiğinde, şikayet hattı bulamayacaksın arayacak…

Eski bir yaz günü…

Bugün işe gitmenin verdiği garip his ve işin akşam 19′da hala bitmemiş olmasının verdiği gergilikle haftasonuna girdiğimi anlayamadım. Bir eski yaz günü silik ve siyah-beyaz film kareleri gibi canlandı hayalimde. Sabah olduğunu kuş seslerinden anladığın, odanın içerisine vuran güneş ışığıyla gerine gerine, uyanıp uyanmamak da kararsız kalmak istedim önce.  Çaydanlıktan çıkan dumanlar mı evi ısıtan, yoksa dışarıdaki güneş ışığı mı belli değil. Yaprakların parçalı gölgesinde, hiç bir şeye yetişme telaşı olmadan, kahvaltıda ki herşeyin tadını alarak, tek bir lokmada hiç bir şeyi yutmadan yemek… Sonra çaydan bir yudum almak ve gazete de sevdiğin yazarı okumak. Güneşin nerede olduğuna aldırmadan, deniz için hazırlanmak. Hazırlanmak dediysem, eline bir havlu alıp yola koyulmak, bizim koya ve koyun küçük kafesine doğru. Denize girip, ıslak ıslak okey masasına geçmek, sohbet etmek dostlarla. Sahile gelen midyeciyi, mısırcı ahmeti çevirmek ve üzerine de cafeden dondurma yiyip, çok mutlu olmak :) Akşam üzeri olup, dalgalar büyüdüğünde, havluyu sarıp kendine sahilde midye kabuğu toplamak, karşı komşunun oğlunun kum kovasını ödünç alıp içine atmak beğenilenleri… Akşam olunca farket yanaklarının ve burnunun nasıl yanmış olduğunu… Eve döndüğünde bahçeyi sularken duş al,sabah beri teninde biriken tuzlar suyla karışıp toprağa karışsın. Sen bahçede uzanıp kitabı otururken, fosfor zamanı olsun… Yemek için  mangaldaki kömürlerin köz olmasını beklerken, masaya konacak diğer malzemeler için mutfakta hareket başlasın. Masada birbirinden ayrı çiçeklerle süslü tabaklar. Kadehlerin tokuşma seslerine bizde bir kaç parça ile eşlik edelim, belki de bir kaç gitar melodisi… Her sofranın çevresindekiler ve üzerindekilerle farklı bir melodi yaratalım. Her seferinde gülecek yeni sebeplerimiz olsun… Toplandığımız deniz kabuklarından yaptığımız rüzgar gül ayrı bir müzik olsun rüyalarımızda… Sahilde ateş yaksak, gece birbirimizden cesaretle denize girsek, şarkı söylesek, sak, sek… Eski yaz günlerimi anılarda kalan, yoksa biz mi çok yaşlandık? Gözlerimizden akamayan ve boğazımızda takılı kalan tüm yaşlar mı bizi böyle yaşlandıran? Ya da yorgunluklarda mı sildik hayallerimizi, hayallerimiz ne zaman böyle değişti? Eski bir yaz gününden bir kaç kırıntıyı, yeni yaz günlerinde yaşamak dileğiyle..

Pazar Kabusum

Leyleği havada gören ben, her an heryerde hızlıca uykuya dalarım. Yorgunluktan uykuya dalamadım dün gece. Belki de üstüm açık kaldı bilemiyorum. Gözlerimi kapattığımda, saat 03.30′u geciyordu. uykumun gelmesi için, önce televizyonun beni uyuşturmasını bekledim. Artık televizyonun beni eklemediğine karar verip, kitap okumaya geçtim. uyumam için gereken tüm koşulları sağlamışken, gecenin bir yarısı başladığım kitapta 75.sayfaya geldiğimde ışığımı kapadım. Kafamdan geçen işler, insanlar ve olaylar yüzündendi belki bu huzursuz uyku arayışım. Sabaha kadar çeşitli hikayelerin içerisindeydim. Hikayelerim küflü peynir tadında. Sonuna doğru gözlerimi açıp, sabah olmuş olmasını umuyorum. Uyandığımdan, hikayeler aklımda kalıyor. Sabah olduğuna kesin kanaat getirdiğimde, aklımda kalan tek hikayenin esiri olmuş beynim. Yapmam gerekenler listesi uzasa da, hala kendime gelemedim…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 2.467 other followers